28 Mayıs 2012 Pazartesi

ÇİN Ekonomisindeki son gelişmeler 2012



ÇİN EKONOMİSİ
Konjonktürel Gelişmeler
IMF’nin Dünya Ekonomik Görünüm Nisan 2012 Raporunda küresel  talebin zayıf
seyretmesinin Asya Bölgesi için ekonomik görünümü bulanıklaştırdığı ifade edilmiştir. Öte yandan

Raporda Çin’deki güçlü yurtiçi talep, finansal kısıtlamaların bir miktar gevşemeye başlaması, mali
genişleme için gerekli manevra alanının mevcut olması ve Asya bankalarının mevcut kapasitesi
nedeniyle bölgenin ekonomisindeki yavaşlamanın  yumuşak  iniş şeklinde olacağı belirtilmektedir.
Rapora göre,  bölgenin en büyük ekonomisi olan Çin’de, dış talebin zayıf seyretmesine rağmen
özellikle yurtiçi tüketimin ve yatırımların canlı seyretmesi nedeniyle önümüzdeki dönemde
büyümenin yüzde 8’in üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Çin’in 2012 ve 2013 yılı büyüme
tahminlerinde ise Ocak Güncellemesine göre önemli bir değişikliğe gidilmemiş ve sırasıyla yüzde
8,2 ve yüzde 8,8 büyüme oranı gerçekleşebileceği tahmininde bulunulmuştur.
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's ise Çin ekonomisinde yerel hükümetlerin sıkı
kontrollere ve özellikle finansal sistemde yeni bir reform dalgasına ihtiyacı olduğuna dikkat çekerek
Çin’in 2012 ve 2013 yıllarında sırasıyla yüzde 7,5 ve yüzde 8,5 büyüyeceğini tahmin etmiştir.
Dünyanın en büyük yatırım fonunu işleten Pacific Investment Management Co. (PİMCO)
tarafından Nisan ayında yayınlanan Asya-Pasifik Portföy Ekonomik Görünüm Raporunda Çin’in,
2008 krizi ile mücadele etmek için uyguladığı teşvikler sonrası ortaya çıkan aşırı yatırım ve kötü
kredileri ortadan kaldırmak için ekonomiyi tedbirli olarak yavaşlatacağı belirtilmektedir. Çin'de yılın
ilk çeyreğinde görülen küçük çaplı ekonomik yavaşlamaya karşın büyük çapta genişletici politikalar
beklenmemektedir.
Ayrıca, Asya'daki gelişmekte olan ülkelerin büyük bölümünün, enflasyonun kontrol altında
kalması ile birlikte, kendi para birimlerini değer kazanmadan koruyacağını belirtmiştir. Yerli para
birimlerinin değer kazanmasına kademeli bir biçimde izin verilmesi, Asya'nın artan enflasyon
baskılarına politika tepkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Enflasyonun ılımlı hale gelmesi ile birlikte, bu
durumun artık yaşanmayacağı ve Gelişen Asya'da ülkelerin büyük bölümünün, kendi para
birimlerinin değer kazanmasını beklemeye alacağı belirtilmektedir.
Çin Merkez Bankası 16 Nisan 2012'de yuanın tam konvertibilite kazanmasına ve döviz
ticaretini daha serbest hâle getirmesine yönelik hamlelerden biri olarak yuanın dolar karşısındaki
işlem bandını günlük yüzde 0,5’ten yüzde 1'e yükseltmiştir. Yuanın işlem bandı Mayıs 2007'den bu
yana yüzde 0,5’te seyretmekteydi.
Emlak kontrollerinin sürdüğü Çin'de 70 şehrin 37'sinde konut fiyatları bu sektöre yönelik
uygulanan politikalar neticesinde Mart ayında da düşmeye devam etmiştir. Ekonomide yaşanan
yavaşlamayla birlikte konut sektörü  üzerinde uygulanan politikalar nedeniyle büyümeyi
destekleyecek başka faktörlerin gerektiği ve büyük altyapı yatırımlarının bu açıdan önemli olduğu
belirtilmektedir.
İran’dan en çok petrol ithal eden ülke konumunda olan Çin ile İran arasında, ithal edilen
petrolün bir kısmı için yuan cinsinden ödeme yapılması ve aynı şekilde İran’ın Çin’den ithal ettiği
ürünler ve petrol çıkarma hizmetleri karşılığından yuan cinsinden ödeme yapılması konusunda
anlaşmaya  varılmıştır. Çin'in 2010 yılında İran ile olan ticaret hacmi, ortalama 30 milyar dolar
civarında gerçekleşmiştir.
Çin'in devlet fonu China Investment Corp., Avrupa'daki borç krizini gerekçe göstererek,
şimdilik Avro Bölgesi'nden hazine kağıdı almayı durdurma kararı almıştır.28
Çin’de bir takım ziyaretlerde bulunan ABD Hazine Bakanı, Çin’in finansal sistem üzerindeki
kontrollerini gevşetme ve yeniden ihracat ve devlet kontrolündeki şirket merkezli bir ekonomiden,
tüketim ve özel sektör büyümesi odaklı ekonomiye dönmesinin gerektiğini ve gelecekteki ekonomik
büyümenin, ekonomi politikalarında temel bir değişiklik gerektirdiğini belirtmiştir.
1. BÜYÜME
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’de 2012 yılı  ilk çeyrekte ithalat ve ihracat
taleplerinde yaşanan gerilemenin ve uygulanan sıklaştırıcı politikaların yeterli seviyede
gevşetilmemesinin etkisiyle yıllık bazda yüzde 8,1 ile son  11 çeyreğin en yavaş büyümesi
gerçekleşmiştir. Çin’de ilk çeyrekte yatırım, tüketim harcamaları ve ticaret göstergelerinde düşüş
yaşanmıştır. Reel ekonomi ile ilgili göstergelerde yaşanan düşüş ülkenin ekonomik performansının
yavaşladığına işaret etmektedir. Bu gelişmeler  karşısında  politika yapıcılar reel sektörün finansal
imkânlarını artırmak amacıyla  piyasaya verilen likiditenin artırılacağını ve bankalara uygulanan
zorunlu karşılıkların düşürüleceğini belirtmişlerdir.  Çin ekonomisi, 2011 yılının dördüncü
çeyreğinde yüzde 8,9, 2011 yılı genelinde ise yüzde 9,2 oranında büyüme kaydetmişti.

İlk çeyrekte gerçekleşen yüzde 8,1 oranındaki büyümeye karşın kişi başına gelir aynı dönem
içerisinde şehirlerde yüzde 9,8, kırsal alanda yüzde 12,7 oranında artış göstermiştir.  Kişi başına
gelirin GSYH üzerinde artış göstermesi ve kırsal alandaki artışın daha yüksek olması, toplum
refahın artırılması ve gelir adaletinin sağlanması amacıyla uygulanan politikaların sonuç vermeye
başladığını göstermektedir.
Uluslararası alanda uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelerde Çin’de önümüzdeki
dönemde  beklentilerin üzerinde bir yavaşlama yaşanması durumunda hükümetin ekonomiyi
rahatlatmak için üç adımda hareket etmesi gerektiği belirtilmektedir. Birinci olarak hali hazırda
bankalar için yüzde 20 seviyesinin üzerinde olan munzam karşılıkların gerekli durumda birkaç kez
indirilebileceğidir. İkinci olarak hükümet altyapı gibi büyük yatırım projelerini artırabilir. Üçüncü
olarak da konut sektörü üzerinde uygulanan kısıtlayıcı tedbirlerin azaltılması yoluna gidilebileceği
önerilmektedir.
Nisan ayında sanayi üretim endeksi, küresel ekonomide yaşanan yavaşlama, talep azalması,
emtia ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmanın ihracatı olumsuz etkilemesi nedeniyle önemli miktarda
azalmıştır. Nisan  ayında sanayi üretim  endeksi bir önceki aya göre  yüzde  7,75 oranında  azalarak
121,3 seviyesinden 111,9 seviyesine gerilemiştir.
Çin'in resmi istatistik kurumunun rakamlarına göre,  Mart ayında 53,1 olarak gerçekleşen
PMI endeksi Nisan ayında da yükselmeye devam ederek 2011 yılından bu yana en yüksek değer
olan  53,3 seviyesine yükselmiştir. PMI verilerinde beşinci kez arka arkaya  yaşanan iyileşme
dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olan Çin’de  Avrupa'daki borç krizine ve  konut
sektöründeki yavaşlamaya rağmen büyüme beklentisinin devam ettiğini göstermektedir.
OECD Bileşik Öncü Göstergeleri de 2012 yılı Mart ayında önceki aylara göre bir miktar
iyileşme belirtisi göstererek 100,3 seviyesinden 100,4 seviyesine yükselmiştir. 2012 yılı büyüme
öngörüsünde yapılan aşağı yönlü revizyon ve küresel talebin hala yavaş seyretmesine rağmen Çin
ekonomisinde ekonomik göstergelerde gözlemlenen iyileşme nedeniyle, büyümede hızlı
yavaşlamanın aksine ılımlı yavaşlamanın 2012 yılında devam edeceği beklenmektedir.
2. İSTİHDAM
Çin’de işsizlik verileri gelişmiş ekonomilere kıyasla  iyi bir  görünüm arz etmektedir. Şekil
30’da 2000-2011 yılları arasında gerçekleşen işsizlik oranları gösterilmektedir. Şekilde, kriz
döneminde yaşanan bir miktar artışa rağmen, işsizlik oranlarının AB ülkelerine kıyasla yüzde 4
civarında ve oldukça düşük seviyelerde olduğu görülmektedir. Öte yandan, dünyanın en büyük
ekonomisi konumunda olan Çin’de günde iki doların altında çalışan nüfusun bazı kaynaklara göre
300 milyon civarında olduğu belirtilmektedir. Bu durum, Çin’de yüksek büyümeye rağmen gelir
dağılımına ilişkin göstergelerdeki iyileşmenin sağlanmasının belli bir zaman alacağını
göstermektedir.

3. DIŞ TİCARET
Çin’in dış ticaret verileri OECD istatistik veri tabanından alınmakta olup, 12 Mayıs 2012
tarihi itibarıyla Ocak-Nisan dönemi verileri henüz açıklanmamıştır.
2
Küresel ekonomide devam eden ekonomik sorunlar nedeniyle Çin, iç talebi canlı tutma
yoluna giderek gelişmiş ekonomilerde yaşanan sorunlardan kaynaklanan zayıflıklara karşı koymaya
çalışmaktadır. 2011 yılının ortasından itibaren iç talebe bağlı olarak ithalatın hızla artmaya
başlaması ve ihracatın ise dış talebe bağlı olarak zayıflaması sonucunda Çin’in dış ticaret fazlası
azalmıştır. Aralık ayında açıklanan veriler değerlendirildiğinde ise iç talebin düşmesine bağlı olarak
ithalatın düştüğü, ihracatın ise küresel yavaşlama seyrine paralel olarak bir miktar azaldığı
görülmektedir. Aralık ayında mal ihracatı 163,2 milyar dolardan 160,9 milyar dolara gerilerken, mal
ithalatı ise 157,2 milyar dolardan 149,3 milyar dolara gerilemiştir. İthalatta yaşanan bu keskin düşüş
neticesinde dış ticaret dengesi son 4 ayın en yüksek seviyesine yükselerek 6,1 milyar dolardan 11,6
milyar dolar seviyesine yükselmiştir.
Şekil 31: Dış Ticaret (Milyar Dolar)
Kaynak: OECD
Çin ekonomisinde 2010 yılında 183,1 milyar dolar olarak gerçekleşen dış ticaret fazlası 2011
yılı genelinde dış talepte yaşanan daralmanın neticesinde 160 milyar dolara gerilemiştir. Dış ticaret
hacmi 2011 yılında bir önceki yıla göre yüzde 20 artarak 3,6 trilyon dolara yükselmiştir.
Şekil 32’de Çin’de mal ihracat ve ithalatının bir önceki yılın aynı dönemine göre aylık yüzde
değişimi görülmektedir.  Aralık ayında ihracat yüzde 1,4 oranında azalırken, ithalat ise yüzde 5
oranında azalmıştır.
                                               
2
Reuters Datastream veri tabanında “Mainland of China” olarak açıklanan verilere göre 2012 yılı Nisan ayında ihracat
163,2 milyar dolar, ithalat ise  144,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. İthalatta yaşanan  düşüşün beklenin  üstünde
gerçekleşmesi neticesinde dış ticaret dengesinde Mart ayında 5,3 milyar dolar fazla verilmesinin ardından Nisan ayında
dış ticaret fazlası 18,4 milyar dolara yükselmiştir.

Dış Ticaret Dengesi (sağ eksen) İthalat İhracat32
Şekil 32: Mal İhracat ve İthalatı (Bir Önceki Yılın Aynı Dönemine Göre, Yüzde Değişim)
Kaynak: OECD
2011 yılında finansal piyasalarda yaşanan belirsizliklerin ardından Çin'e giden doğrudan
yabancı yatırımlardaki düşüş  2012  yılının ilk aylarında da devam etmektedir. Şubat ayında Çin’e
giden doğrudan yabancı yatırım miktarı 7,7 milyar dolar olarak gerçekleşirken, bu rakam geçen yılın
aynı dönemine göre yüzde 0,9 oranında azalmıştır. Doğrudan yabancı  yatımlarda geçen yılın aynı
dönemlerine göre arka arkaya 5 aydır yaşanan düşüş, yavaşlayan ekonomi, yuandaki sınırlı kazanç
beklentileri ve Avrupa'daki borç krizinin kötüleyeceğine  ilişkin beklenti ve endişelerden
kaynaklanmaktadır.

4. ENFLASYON
Çin'de Mart  ayında küresel piyasalarda yükselen enerji  fiyatlarının etkisiyle yükselen
enflasyon Nisan ayında bir miktar gerilemiştir. Enflasyon Nisan ayında yıllık bazda yüzde 3,6’dan
yüzde 3,4’e gerileyerek 2012 yılı için öngörülen yıllık bazda yüzde 4 olan enflasyon hedefinin
altında gerçekleşmiştir. Gıda fiyatları ise aynı dönemde yüzde 7,5’ten yüzde 7’e gerilemiştir.
Şekil 34: Enflasyon Oranı (TÜFE) ve Gıda Fiyatları Artışı (Yüzde)
Kaynak: OECD, (*) National Bureau of Statistics of China
Çin’in uzun dönemli ekonomik görünümünde enflasyonu etkileyen önemli faktörlerden biri
de ücretlerde yaşanan artışlar ve demografik yapıdaki değişimdir. Çin’de 15-64 yaş grubu nüfusun
1982 yılında toplam nüfusun yüzde 61,5’i iken 2010 yılında bu oran, yüzde 74,5  seviyesine
yükselmiştir. Fakat önümüzdeki orta dönemde emek arzını oluşturan bu yaş grubunun artışının
yavaşlayacağı ve  uzun dönemde  azalacağı beklenmektedir. 2015 yılında ise bu oranının yüzde 64
seviyelerine gerileceği düşünülmektedir. Nüfusun yaşlanması hem emek arzını düşürmekte hem de
emek ücretlerinin artması  yoluyla  birim maliyetlerin artmasına neden olmaktadır. 65 yaş üstü
nüfusun payı 2010 yılında yüzde 8,87 iken, 2011 yılında 9,12 seviyesine yükselmiştir.  Emek
piyasasında öngörülen aşağı yönlü gelişmelere rağmen, Çin’in emek arzında ciddi bir sıkıntı
çekmeyeceği düşünülmektedir. Çünkü kırsal alandan göçlerin artması ile beraber emek arzı artacak
fakat buna paralel olarak kalifiye olmayan çalışanların ücretleri de artacaktır.
3
2011’in sonlarına doğru artmaya başlayan tüketici güven endeksi Nisan ayında ilk çeyrekte
büyümede yaşanan yavaşlamanın etkisiyle önemli miktarda azalarak 105 seviyesinden 100
seviyesine gerilemiştir.
                                               

Çin Merkez Bankasının Şubat ayında zorunlu karşılıklarda 50 baz puan indirime gitmesinin
ardından Nisan ayında herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir.
Şekil 36: Merkez Bankası Zorunlu Karşılık Oranı ve Borçlanma Faiz Oranı (Yüzde)
Kaynak: Datastream
Çin'in döviz rezervleri, yabancı yatırımların yavaşlaması, dış ticaret fazlasının daralması ve
Avrupa'daki krizin yatırımcıları gelişen piyasa varlıklarını satmaya yöneltmesi sonucu, 10 yılı aşkın
süreden bu yana ilk defa bir miktar düşmüştür.  Dünyanın en büyük döviz rezervine sahip Çin'de bu
miktar, 30 Eylül 2011'deki seviyesi olan 3,2 trilyon dolar seviyesinden, 31 Aralık 2011 tarihinde
3,18 trilyon dolara gerilemiştir. Böylece Çin'in döviz rezervleri, çeyrek dönemlik rakamlarla, Asya
finans krizinden bu yana ilk kez düşüş göstermiştir. Rezervlerin azalmasında, yabancı yatırımların
azalması, ticaret fazlasının daralması ve Avrupa'daki borç krizinin, yatırımcıları gelişen piyasa
varlıklarını satmaya yöneltmesi etkili olmuştur.

2011 yılının son aylarından itibaren küresel piyasalardaki finansal risklerin,  belirsizliğin
yeniden artmaya başlaması ve dış ticaret fazlasında yaşanan kayıplara karşın yuanın dolar
karşısındaki değerlenme hızı istikrarlı şekilde devam etmektedir. Dolar-yuan paritesi Şubat ayında
6,30 seviyesinden 6,29 seviyesine gerilemiştir.
Şekil 38: Dolar-Yuan Paritesi
Kaynak: OECD
5. KAMU MALİYESİ
2011 yılında hükümetin uyguladığı daraltıcı maliye politikaları sonucunda bütçe açığı bir
önceki yıla göre bir miktar azalarak GSYH’nin yüzde 1,7 seviyesinden yüzde 1,1 seviyesine
gerilemiştir. Bu durum ekonomik kaygıların enflasyondan büyüme üzerine kaydığı 2012 yılı için iç
talebi teşvik edici ve büyümeyi destekleyici politikalar için mali bir manevra alanı yaratmıştır.
Merkezi hükümet bütçe dengesi açısından uzun vadede sorun görünmezken yerel yönetim
bütçesi açısından aynı durum söz konusu değildir. 2008-2010 döneminde yerel kamu borçlarının
artması banka kredilerinin kalitesi üzerinde önemli risk unsuru oluşturmuştur. 2010 yılında yerel
kamu borcu 10,7 trilyon yuan ile yaklaşık olarak 2010 yılı GSYH’sinin yüzde 27’sine karşılık
gelmektedir. Bunun büyük bir kısmı uzun vadeli altyapı yatırımlarından kaynaklanmıştır.
Avro Bölgesinde yaşanan borç sorunlarının aksine Çin’in kamu mali göstergeleri gerek
gelişmiş ekonomilere,  gerekse gelişmekte olan diğer ekonomilere göre göreceli olarak daha iyi
durumdadır. Bu durum ülkeye  küresel ekonomik düzlemde  öngörülemeyen bir kriz durumunda
müdahale için gerekli mali alan sağlamaktadır.

IV. DİĞER GELİŞMEKTE OLAN EKONOMİLERLE İLGİLİ GELİŞMELER
Küresel krizden çıkış sürecinde önemli bir rol oynayan BRIC ülkelerinde son dönemde
ekonomik aktivitedeki yavaşlama belirtileri görülmektedir. Gelişmekte olan ekonomilerin enflasyon
baskısı ile mücadele etmelerinin yanında Çin ekonomisindeki yavaşlamanın küresel  ekonomik
beklentileri düşürmesi, petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar ve Avrupa'daki borç krizinin
etkisiyle büyümeyi desteklemek amacıyla Merkez Bankaları borçlanma maliyetlerini indirme yoluna
gitmektedirler. Hindistan, 15 Nisan 2012 tarihinde büyümeyi desteklemek için 2009'dan bu yana
politika faizini ilk kez düşürerek yüzde 8,5’ten yüzde 8'e indirmiştir. Aynı şekilde Brezilya Merkez
Bankası da ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla politika faizinde indirime devam ederek,
politika faiz oranını yüzde 9,75 seviyesinden yüzde 9 seviyesine indirmiştir.
IMF, Nisan ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm 2012 Raporu’nda küresel
ekonomiye ilişkin tahminlerini önümüzdeki dönemde ekonomik aktivitede beklenen canlanma
nedeniyle Ocak güncellemesine göre bir miktar yukarı yönlü revize etmiştir.  Bu çerçevede,
gelişmekte olan ülkelerin 2012 ve 2013 yılı büyüme tahminleri sırasıyla yüzde 5,7 ve yüzde 6 olarak
öngörülmektedir. 2012 ve 2013 yılları için gelişmekte olan ülkeler arasında öne çıkan ülkelerden
Hindistan’ın yüzde 6,9 ve yüzde 7,3, Brezilya’nın yüzde 3 ve yüzde 4,1, Rusya’nın ise yüzde 4 ve
yüzde 3,9 oranında büyümeleri öngörülmektedir.
Raporda  hem yurtiçi hem de yurtdışında yaşanan olumsuz gelişmeler neticesinde  2011
yılının son çeyreğinde  Asya ekonomilerinde yaşanan yavaşlamanın ardından bu yıl
toparlanmalarının beklendiği, ancak liderlerin, istikrarlı ve enflasyonsuz büyümeyi sağlamak gibi
zor bir görevlerinin olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, söz konusu ülkelerde aşırı ısınma baskılarının
belirgin hale gelmesi durumunda, politika yapıcıların, para politikalarını sıkılaştırmaya
hazırlanmaları gerektiği ifade edilmiştir.  Avrupa’da devam eden ekonomik sorunlar bölgenin
ihracatını olumsuz yönde etkilemektedir. Çin’de ise güçlü iç talep, şirketlerin karlılığının yüksek
seyretmesi ve hane halkı gelirinin artması ihracatta yaşanan yavaşlamanın büyüme üzerindeki
olumsuz etkisini bir miktar azaltmaktadır. Dış talebin zayıf seyretmesi Asya Bölgesi için ekonomik
görünümü biraz bulanıklaştırmakta, öte  yandan, Çin’de yurtiçi talebin güçlü seyretmesi, finansal
kısıtlamaların bir miktar gevşemeye başlaması, mali genişleme için gerekli manevra alanının mevcut
olması ve Asya bankalarının mevcut kapasitesi nedeniyle bölgenin ekonomideki yumuşak inişi
devam ettireceği beklenmektedir.
Asya ekonomileri için 2012 yılına yönelik büyüme tahmini yüzde 6, 2013 için ise yüzde 6,5
olarak beklenmektedir. Gelişen Asya için ise 2012 ve 2013 yılları için öngörülen büyüme tahminleri
ise sırasıyla yüzde 7,3 ve yüzde 7,8 olarak tahmin edilmektedir.
Latin Amerika ülkelerinde ise konjonktürel gelişmeler ve son dönemde alınan sıkılaştırıcı
ekonomik tedbirlerin etkisiyle büyüme ve ticaret kısmen yavaşlamıştır.
MENA bölgesindeki sosyal ve politik belirsizlikler bu bölgede ekonomik aktivitenin kısıtlı
olmasına yol açmaktadır. IMF’nin Orta Doğu ve Orta Asya Bölümü Direktörü Masood Ahmed
tarafından yapılan açıklamada, Körfez İşbirliği Konseyi (Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi
Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri GCC) ülkelerinin, güçlü dış dengeleri ve artan petrol fiyatları
sayesinde kısa ve orta vadeli görünümlerinin pozitif olduğu belirtilmiştir. Yapılan açıklamada söz
konusu ülkelerin 2011 yılındaki yüksek petrol fiyatları sayesinde Avro Bölgesi’ndeki kırılganlıktan
korunmayı başardığı ancak, 2012 yılında küresel talepteki yavaşlamayla birlikte petrol üretiminin
2011 yılına göre azalmasına bağlı olarak 2012 yılında büyüme oranlarında bir düşüş beklendiği
belirtilmiştir. Uzun vadede, Avrupa’daki yavaşlamanın devam etmesiyle, petrol fiyatları üzerinde
aşağı yönlü bir riskin olduğu, petrol fiyatlarının varil başına 115 dolar olarak gerçekleşeceği ve 37
büyüme oranının ortalama yüzde  5,3 olacağı tahmin edilmektedir. 2011 yılında Körfez İşbirliği
Konseyi ülkeleri yüzde 8 oranında büyüme kaydetmiştir.
Finansal hizmetler şirketi Nomura tarafından hazırlanan bir raporda, Hindistan’da
yatırımların kaybettiği  hızın tekrar yakalanmadığı takdirde, Hindistan ekonomisinin önümüzdeki
yıllarda daha düşük oranlarda büyüme kaydedebileceği belirtilmiştir. Raporda, Hükümetin yatırım
ortamını tekrar gözden geçirerek, büyümeyi desteklemek için ihtiyaç duyulan ikinci aşama
reformları bir an  önce yapması gerektiği de vurgulanmaktadır. Nomura’nın tahminlerine göre,
Hindistan’da potansiyel ekonomik büyümedeki düşüşün; yüzde 45’i yatırımların zayıf kalmasından,
yüzde  40  toplam faktör verimliliğinden, yüzde  15’i ise istihdamdaki büyümenin düşüklüğünden
kaynakladığı belirtilmiştir.
Çin ve Hindistan ekonomisinin yapısal farklılıklarına  ilişkin kısa bir değerlendirme Kutu
2’de yer almaktadır. 38
Kutu 2: “ÇİNDİSTAN”: Çin ve Hindistan Ekonomisinin Yapısal Özellikleri ve Geleceği
Asya'nın iki devi Çin ve Hindistan'ın yükselişi tüm dünyadaki ekonomik ve politik panoramayı gözlerimizin önünde
değiştirmektedir. Şimdilerde dünyanın birçok gelişmiş ekonomileri büyük bir sarsıntı yaşamakta ve kurtarıcı olarak Çin ve Hindistan'ı
görmektedirler. Amerika'dan Japonya'ya ve Batı Avrupa'ya kadar birçok gelişmiş ülkede ekonomik istikrar ve büyüme oranları oldukça düşük
seviyelerde iken, Çin ve Hindistan'ın yani  "Çindistan"ın birlikte bu yüzyılda küresel ekonomik büyümenin en önündeki ülkeleri olması
beklenmektedirler. Ancak şimdiye kadar önemli bir büyüme atılımını gerçekleştirmiş ve daha da büyüme potansiyeli olan bu ülkelerin
önlerinde bazı yapısal sorunlar bulunmaktadır.  Bu iki Asyalı ülkelerin beklenen başarıyı göstermeleri için hem birçok yapısal zorluğun
üstesinden gelmeleri, hem de aralarındaki işbirliğini geliştirmeleri gerekmektedir.
Tablo 1: Çin ve Hindistan Ekonomisinin Genel Görünümü (2010)
Hindistan Çin
Yönetim Şekli Parlamenter Cumhuriyet Tek Parti Devleti
GSYH (Trilyon Dolar) 4,0 10,0
Kişi Başına Hasıla (SAGP'ye göre, Dolar) 3,500 7,600
Enflasyon Oranı (Yüzde) 12,0 3,3
Nüfus (Milyar Kişi) 1,20 1,34
Nüfusun Ortalama Yaşı 26,2 35,5
İşgücü (Milyon) 478,3 815,3
Mal İhracatı (Milyar Dolar) 231,3 1582,1
Mal İthalatı (Milyar Dolar) 360,6 1332,2
Döviz ve Altın Rezervleri (Trilyon Dolar) 0,3 2,9
Askeri Harcamalar/GSYH (Yüzde) 2,5 4,3
İnternet Kullanıcıları (Milyon) 61,2 389,0
Okur Yazarlık Oranı (Yüzde) 61,5 92,1
Kaynak: CIA World Factbook, 2010
Çin ve Hindistan iki farklı büyüme  ve kalkınma  yolunu temsil ve tercih eden iki ülkedir.  Çin, devletçi planlamayla ekonomik
büyümeyi yönetirken, Hindistan'da büyümenin lokomotifi özel girişimdir. Çin ekonomisi geleneksel yapıda, sanayi sektörü ağırlıklı ve ihracata
dayalı büyüme modelini uygulamıştır. Hindistan ekonomisi ise hizmetler sektörü ağırlıklı ve iç talebe dayalı büyüme stratejisine sahiptir.
Krizden sonra değişen dengeler nedeniyle bu yüzyılda hangisinin daha başarılı olacağı ise en büyük tartışma konularından birini
oluşturmaktadır.
Birbirinden Uzak Rakip İki Komşu Ülke
Çin ve Hindistan komşu ülkeler olmasına karşın ekonomik ilişkileri çok zayıf durumdadır. Hatta Asya Pasifik bölgesinde iki büyük
rakip konumundadırlar. Çin'in Hindistan'daki yatırımı toplam dış yatırımının yalnızca yüzde 0,05’i iken, Hindistan'ın Çin'deki yatırımı ise
birçok istatistik tablosunda yer almayacak kadar azdır. Karşılıklı ticaretleri, özellikle Çin'in ihracatı, artış eğilimindedir ancak toplam ticaret
hacimleriyle karşılaştırmaya değmeyecek kadar düşüktür. Ayrıca bu iki dev ülke arasında yalnızca birkaç şehir arasında doğrudan uçuş
yapılabilmektedir.
İki ülkenin nüfus gücü bakımından benzersiz bir konumda olması hem ekonomik büyüklüklerinin hem de büyüme potansiyellerinin
en büyük unsurunu oluşturmaktadır. Çin'in nüfusu 1,34, Hindistan'ın ise 1,2 milyar kişidir. Çin, işgücü sayısında 815 milyon ile 478 milyonluk
Hindistan işgücünü neredeyse ikiye katlarken, buna karşılık Hindistan'da nüfus daha genç durumdadır. Yaş ortalaması Çin'de 35,5,
Hindistan'da ise 26,2’dir. Dünyanın 7 milyarlık nüfusunun yüzde 40’ını oluşturmalarına rağmen, Çinliler ile Hintliler kültürel açıdan
birbirlerinden farklı durumdadırlar. Çinlilerin gözünde Hintliler yoksul, batıl inançlı ve pis insanlar iken; Hintlilerin gözünde ise Çinliler
tanrıtanımaz ve kaba insanlardır. Hindistan’ın en zengin sanayicilerinden olan Ratan  Tata’ya göre Çin, dünyanın fabrikası, Hindistan ise
bölgenin bilgi merkezi olmaya adaydır. Eğer birlikte çalışmayı başarabilirlerse bölgenin yenilmez gücü olabilecekleri düşünülmektedir.
Hindistan’da özel sektör ve demokratik yapı Çin’e göre daha fazla gelişmiş iken, Çin’in kamu yatırımlarının ve güçlendirilmiş
altyapının etkisiyle daha hızlı gelişme kaydedebileceği düşünülmektedir.
Hindistan: Ekonomik Kalkınmanın Motoru Özgür Düşünce:
 Hindistan dengeli bir büyüme dinamiğine sahiptir. Ayrıca güçlü iç talep ile milli geliri yükselten bir dinamiğe sahip durumdadır.
 Hindistan’da özel sektör Çin şirketlerinden daha profesyonel bir çalışma rejimine sahiptirler.
 Dış yatırımlar konusunda milli gelirin yüzdesi olarak Hindistan hem Çin’den daha fazla yatırım yapmakta,  hem de gelişmiş
ekonomilerin en temel üretim ve hizmet sektörlerine yatırım yapmaktadırlar.
 Zamanla Hindistan ve Çin düşük maliyetin sağladığı rekabetçilik avantajını yitirdikçe, üst düzey Hindistanlı yöneticilerin
uzmanlıkları ve yüksek beceri düzeyleri ekonomik başarıda belirleyici etkenlerden olacaktır.
 Hindistan fikir özgürlüğü ve özgür düşünceyi koruyan sistem altında ekonomik gelişmeye daha uygun koşullara sahiptir.
 20 yıl içinde Çin yaşlanacak ve emekli sayısı artacaktır. Bu durum ülkenin finansman kaynakları üzerinde baskı oluşturacakken, aynı
dönem içinde Hindistan ise genç işgücüyle ekonomisini sağlamlaştıracaktır.39
Çin: Ekonomik Kalkınmanın Motoru Planlama
 Çin bu yüzyılın ilk 10 yılında, her yıl yaklaşık yüzde 10 büyüyerek ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumuna
ulaşmıştır. 2010'da kişi başına gelir yüzde 9 artarken, imalat verimliliği yılda yüzde 10 artmıştır. Hindistan'ın aksine devasa bir cari
işlemler fazlası vermekte ve 3 trilyon dolardan fazla döviz rezervi bulunmaktadır.
 Çin’de özel sektörün güçlenmesi için çeşitli projeler uygulanmaktadır.
 Hindistan’ın aksine Çin’in zayıf yönlerinden biri olgunlaşmasını tamamlayamamış mali sistemidir.
 Sermaye piyasaları yavaş ama kararlı bir şekilde liberalleştirilmektedir.
 Çin’in para birimi (reminbi) zaman içinde tümüyle konvertibl hale getirilecektir.
 E-ticaret ve bio-teknoloji gibi geleceği parlak sektörler iç sermayeden daha fazla pay alacaklardır.
 Özel sektör iyi yetişmiş eleman fazlalığına sahiptir.
 Daha az ön planda olan ama benzer önemdeki diğer sektörler de, Çin'in iyi eğitimli işgücünden avantaj sağlayarak hızlı bir büyüme
sürecinde bulunmaktadırlar.
 Çin ekonomisi yeni bir aşamaya girmektedir. Küresel finansal kriz sonrası süreçte dış talep ağırlıklı büyüme modelinden iç talebe
dayalı büyüme modeline geçilmektedir.
 Hükümet altyapı yatırımlarını yavaş yavaş azaltarak ekonomideki enflasyonist baskıyı azaltmakta, böylece gelecekte hızla büyümüş
ekonomide "sert iniş" olasılığını azaltmayı amaçlamaktadır.
Her iki ülke de hızlı büyümelerini sürdürmek için yüksek teknolojili üretim stratejileri geliştirmek ve yenilikçi şirketler kurmak
zorundadır. Çin, interneti sansürleyerek, basını kontrol altında tutarak, girişimci inovasyon için gerekli bilgi paylaşımını  baskılayarak bu
koşulları sağlayamamaktadır.
Sonuç
21'inci yüzyıla girerken Çin'in yükselişi dünya dengelerinde önemli bir değişime neden olmuştur. Bu yüzyılın ilk 10 yılında Çin'in
ne zaman dünyanın en büyük ekonomisi olacağıyla ilgili tahminler tartışılırken, Hindistan'ın da ağırlığını hissettirmeye başlaması bu yüzyılı
Çindistan'ın biçimlendireceği görüşünün ağır basmasına neden olmakta ve artık iki farklı ekonomik gelişme modelinden hangisinin daha
başarılı olacağı tartışılmaktadır.
Aşağıdaki şekillerden görüldüğü üzere “Çindistan”’ın, dünya ekonomisi içindeki ağırlığının giderek arttıracağı beklenmektedir.
Şekil: Seçilmiş Ülkelerin Uzun Dönemde Dünya Hasılası İçindeki Paylarının Gelişimi (Yüzde)

http://www.kalkinma.gov.tr sitesinden alıntıdir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder