12 Aralık 2010 Pazar

islam öncesi türk edebiyatı

Başlangıcı tam olarak belirlenemeyen ancak miladî XI. yüzyıla kadar devam eden bir dönemi kapsamaktadır. Sınırları kesin olmamakla birlikte Orta Asya bozkırlarında yayılmış olduğu söylenebilir. Bu dönemde, bilinen tarih içinde Göktürk ve Uygur devletlerinin özellikle yazılı metin bakımından zengin bir miras bıraktıkları gözlenir.Dil ve üslûp bakımından sade, samimi, açık anlatım tercih edilmiştir. Yakın kültürlerin etkileri daha çok Uygur döneminde görülür. Bu etki, Uygurların Budizm ve Maniheizm inançlarını benimsemesi dolayısıyladır.

Sözlü Edebiyat: Yazının kullanılmadığı dönemlerde edebî ürünler ağızdan ağıza yayılarak yüzyıllarca söylenegelmiş. Bu edebî ürünlerin temelini inançlar oluşturmuştur. Türk edebiyatındaki sözlü edebiyat ürünleri, aslında daha sonra yazıya aktarılmış olmaları dolayısıyla bugünlere ulaşabilmiştir. Bu ürünlerin başlıcaları şunlardır:

Sagu(ağıt)[1]: “yuğ” adı verilen dini matem törenlerinde, dörtlükler halinde hece ölçüsüne uyularak söylenirdi. Herkes tarafından sevilen bir Türk kahramanı öldüğünde, yakınları kurban keser, sonra da atlara binerek ölünün bulunduğu çadırın etrafında yedi defa dönerlerdi. Bu törenlerde yas türküleri söyleyen şairler, matemciler bulunurdu. Savaş sırasında kurt sesleriyle haykıran yiğitler, bu törenler sırasında yine aynı seslerle ağlaşırdı. En bilinen sagu Alp Er Tonga adlı Saka hükümdarına söylenen sagudur. Bu saguda hükümdarın yiğitliği, yuğ törenine katılanların üzüntüsü dile getirilmiştir. Bu şiir 4+3=7’li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Kafiye düzeni aaab cccb şeklindedir.
Alp Er-Tonga öldi mü?
Issız ajun kaldı mu?
Ödlek öcin aldı mu?
Emdi yürek yırtılur.

Koşuk[2]: Genellikle tabiat güzelliklerinin, aşkın ve yiğitliğin anlatıldığı, dörtlükler halinde hece ölçüsüyle söylenen şiirlerdir. Kafiye düzeni sagudaki gibidir.Mısra başı kafiyesi denilen bir kafiye görülür Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk(X. yüzyıl) adlı eserinde örnekleri verlimiştir.
Keldi esin esneyü
Kadka tükel osnayu
Kirdi bodun kasnayu
Kara bulıt küreşir
Sav(atasözü)[3]:Halkın uzun tecrübeler sonunda benimsediği öğüt niteliğindeki genel yargılardan oluşan kalıplaşmış cümlelerdir.

Destan: Destanlar sadece eski milletlere mahsustur. Bunun için birçok milletin destanını yoktur. Destan, milletin ortak vicdanından ortaya çıkar. Bu da eski ilkel devirlerin yaşanması, bir milletin başından büyük olaylar ve maceraların geçmesiyle mümkündür. Savaşlar, fetihler, zaferler, yenilgiler, felâketler, devletin kuruluş ve çöküşü gibi olaylar halk muhayyilesini (hayal etme gücünü) etkiler ve harekete geçirir. Bu olayların başındaki kahramanların yaptıkları işler, taşıdıkları kuvvet ve insanüstü yönler bambaşka anlam kazanır. Bu heyecan verici olayları çeşitli halk şairleri, bilgeler, çeşitli yer ve zamanlarda bölüm bölüm anlatırlar. Anlatılanlar ağızdan ağıza değişerek, genişleyerek yazlır. Giderek ilk söyleyeni unutulur ve milletin ortak malı haline gelir.

Günümüzde bilinen Türk destanları şunlardır:

I. Yaratılış Destanı: Tanrı Karahan’ın dünyayı ve insanları yaratması ile ilgili bir destandır. Ancak bu destanın bugün bilinen kısmında Budizm etkisi görülmektedir.[4]
II. Saka Destanları:
a) Alp Er Tonga Destanı: M.Ö. VII. yüzyılda yaşadığı sanılan Alp Er Tonga’nın hayatı ile Türk-İran savaşları anlatılır.

b) Şu Destanı(Efsanesi): Saka hükümdarı olduğu sanılan Şu’nun (M.Ö. IV. yüzyıl) adı etrafında gelişen olaylar anlatılır. Destanda Oğuz boylarının ve Türkmenlerin kaynağı ifade edilirken, Büyük İskender’in Türklerle savaşmayı göze alamadığı, ordusunun bir gece baskın yapan Türklere yenildiği üzerinde durulur.

III.Hun Destanları
a) Oğuz Kağan Destanı: Oğuz Türklerinin resmî devlet ve imparatorluk destanı, hatta efsaneleşmiş tarihi sayılabilir. Destanda, Oğuz Kağan’ın dünyaya gelişi, büyümesi, zaferleri, boylara ad vermesi, yurdunu ikiye bölüp oğullarına paylaştırması ve vasiyeti anlatılmaktadır.

İlgili site: Mete Efsanesi

b) Siyenpi Destanı: Milâdın II. yüzyılında dağılmaya başlayan Hun Devleti’nin yerini alan Siyenpi hanedanının kaynağına dair önemli bir efsanedir.

IV.Göktürk Destanları
Bozkurt Destanı( Efsanesi): Bir baskın sonucu yok olan Türklerin yeniden türeyişi anlatılır. Bu baskıdan yaralı olarak kurtulan genci, Tanrı tarafından gönderilen bir dişi Boz Kurt (Gök Börü) iyileştirir. Böylece neslin devamı sağlanır.
Ergenekon Destanı: Göktürkler, bir savaş sırasında yenilgiye uğramışlardır. Hakan ve onun yanında pek çok kişinin kılıçtan geçirilmiş, hakanın yeğenleri Kayan ve Nüküz eşleriyle birlikte kaçarak Ergenokon dağının ardına sığınırlar. Burada güç toplayıp çoğalınca burası dar gelmeye başlar. Bunun üzerine demirden dağı eriterek düşmanlarından intikamlarını alırlar.

V. Uygur Destanları
Türeyiş Destanı: Eski bir Türk hakanı kızlarını yalnızca Tanrlara lâyık görmemekte, insanlarla evlenmesine izin vermemektedir. Bunun üzerine Gök Tanrı boz kurt şekline bürünerek kızlarla evlenir. Bu evliliklerden Dokuz Oğuz ve On Uygur boyları meydana gelir.

Göç Destanı: Uygur ülkesine bereket ve mutluluk veren, tılsımlı kabul edilen Kutlu Dağ’ın Çinliler tarafından parça parça sökülüp taşınması neticesi ülkede kıtlık baş gösterir.Uygur Türkleri güney batıya doğru güç etmek zorunda kalır ve sonunda Beş Balık denilen yere gelirler, orayı vatan edinirler.
Mani Destanı: Uygurların Mani inancını kabul etmelerinin anlatıldığı bir destandır.


Yazılı Edebiyat: Sözlü edebiyatta olduğu gibi kesin bir başlangıç tarihi verilememektedir. En eski belge milâdî VI. yüzyıla aittir.Bu belgeler Göktürk alfabesiyle yazılmış Yenisey Yazıtları’dır. Edebî bakımdan olduğu kadar tarihî bakımdan da değeri olan en önemli belgeler ise Göktürk Kitâbeleri (Orhun Yazıtları) olarak bilinen VIII. yüzyıla ait yazıtlardır. Uygur Devleti döneminde de Uygur alfabesi ile pek çok eser yazılmıştır, bunların bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Bu dönem eserlerinde Maniheizm ve Budizm inançlarının etkisi ağırlığını hissettirmektedir.
Göktürk Kitâbeleri(Orhun Yazıtları): Göktürk Kitabeleri (Orhun Yazıtları) Türk dilinin, tarihinin ve edebiyatının en eski yazılı belgelerinden biridir.Bugünkü Moğolistan toprakları içinde bulunan bu yazıtlar Göktürk hakanları Bilge Kağan ve Kül Tigin ile vezir Tonyukuk adına milâdî XVIII.. yüzylda dikilmiştir. 38 harfli Göktürk alfabesi ile yazılmıştır. Yabancı etkilerden uzak arı bir dil kullanılmıştır. Yazıtlarda Göktürklerin savaşları, fetihleri ve halkın durumu üzerinde durulmuştur.
Göktürklerin dört kağanına vezirlik yapan Tonyukuk, kendi adına 720-725 yılları arasında anıt diktirmiştir. Tonyukuk bu anıtta Çin'e karşı giriştiği bağımsızlık savaşını ve hayat hikâyesini kendi ağzından anlatmıştır.
Kül Tigin anıtı kardeşi Bilge Kağan tarafından 732 yılında dikilmiştir. Bu anıtta Bilge Kağan kardeşinin ölümünden duyduğu derin açıyı dile getirmiştir.
Bilge Kağan anıtı ise kağanın ölümünden sonra 735 yılında dikilmiştir. Anıtta Bilge Kağan'ın kendi ağzından anlatılanlar yazılıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder