12 Aralık 2010 Pazar

eski türk edebiyatı

Bu dönem edebiyat ürünleri, bir önceki döneme göre çok hızlı bir medeniyet değişiminin ürünleri olarak kabul edilebilir. Etkisi bugünlere uzanan bu değişim neticesi Türkler, İslâm dini ile yeni bir kimlik kazanmış; Türklük ile müslümanlık ayrılmaz iki kavram halini almıştır. Bu, eski Türk kimliğinin unutulmasından ziyade, eskinin yeni içinde devamı şeklinde açıklanabilecek bir durumdur.
Göçebe bir hayat süren Türklerin yerleşik hayat düzenine geçişini kolaylaştıran İslam medeniyeti kültür alanında da bir boşluğu doldurmak üzere Türk ediplerini etkisi altına almıştır. İslâm kültür merkezleri olan Bağdad, Buhara, Kaşgar, Semerkand gibi şehirlerde dini öğretilerin yanında Arap ve Fars edebiyatlarının en güzel örneklerini de okuyan, benimseyen Türk edipleri, öğrendiklerini, kendi ana dillerinde uygulamaya başlamışlar ve Türk edebiyatına yeni bir yön vermişlerdir.
Bu dönem edebiyatında kullanılan dil Arap ve Fars dillerinin etkisindedir. İslam dininin hazmedilme dönemi olarak adlandırılabilecek bir geçiş döneminin ardından, ilk başlardaki Arapça ve Farsça kelimelere karşılık bulma faaliyeti yerini teslimiyete bırakmış, bugün gündelik hayatta kullandığımız bu yabancı kelimelerin yerleşmesine zemin hazırlanmıştır.
İslam kültürü etkilerini daha çok, kalem erbabı (okur-yazar topluluğu) arasında göstermiş, neticede Divan edebiyatı diye tanımlanan bir edebiyat kavramının oluşması sağlanmıştır. Bu edebiyat, Arap ve Fars edebiyatının ölçü sistemini, nazım şekillerini, edebî sanatlarını -tümüyle olmasa bile - kendine mâl etmiş, bu şekilde gelişimini sürdürmüştür.
Bütün bunların ötesinde alttan alta halk arasında devam eden, halkı aydınlatmak amacındaki tarikat mensuplarının da içinde yer aldığı Halk ve Tekke edebiyatlarından söz etmek gerekir. Bu edebiyatlar arı Türkçenin korunmasında, İslamiyet öncesi edebî geleneğin devam etmesinde önemli bir vazife üstlenmişlerdir.

YÜZYILLARA GÖRE İSLAMİ DÖNEM TÜRK EDEBİYATI

1) XI. -XII YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI

İlk İslâmî eserlerin verlidiği bir dönemdir.Dilde yavaş yavaş Arapça ve Farsça kelimeler görülmeye başlar.Uygur alfabesi yanında Arap alfabesi de kullanılır.Hem eski nazım birimi dörtlük hem de yeni nazım birimi beyit kullanılmıştır.Hece ölçüsü ile birlikte aruz ölçüsü de şiire hakim olmuştur.
Karahanlı Devleti bölgesinde yer alan eserler Hakaniye Türkçesi ile kaleme alınmışlardır.
Dönemin Eserleri:

KUTADGU BİLİG: Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınmış olan eserin yazılış tarihi 1069-1070’dir. . Kutadgu Bilig, saadet veren bilgi anlamındadır. Mesnevi nazım şekliyle yazılmış İçerdiği konu bakımından bir siyasetnâme olarak kabul edilir. Daha çok devlet teşkilatını düzenleyici nasihatler içerir.

DİVANÜ LUGATİ’T-TÜRK: Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçenin ifade gücünü göstermek ve Türkçeyi öğretmek üzere yazılan geniş boyutlu bir eserdir. Yazılış tarihi 1072’dir. Eserin bitiminde dönemin Halifesi Ebu’l-Kasım Abdullah’a sunulmuştur. Eser, Arapça dilbilgisine göre düzenlenmiş olup Türkçe-Arapça sözlük niteliğini taşır. Ancak sıradan bir sözlükten çok kapsamlıdır. İçerdiği zengin dil malzemesi ile o dönemin sosyolojik, folklorik öğeleriyle birlikte tarihi ve coğrafî özelliklerini de bünyesinde toplamıştır. Bunun yanı sıra eserin giriş kısmında Türkleri yüceltici öğlere de rastlanır.
ATABETÜ’L-HAKAYIK:XII. yüzyılın ortalarında yazılmış olduğu sanılan eserin yazarı hakkında geniş bir bilgimiz yoktur. Ali Şir Nevai’nin “Nesâimü’l-Mahabbe” adlı eserinde efsanevî bir şekilde hayatı hakkında bilgi verilir. Türk soyuna mensup bulunduğu, kör olduğu, İmâm-ı A’zam Ebu Hanefî’den ders aldığı belirtilmektedir Ancak bu anlatılanlar genellikle şüphe ile karşılanır.
Eser, ferdî ahlâk hakkında dinî bir görüşle kaleme alınmış bir nasihatnâmedir. Münâcât, nât ve sahâbelerin medhi’nden sonra Emîrü’l-Ecel Dâd Sipehsâlâr Mehmed Bey’e medhiye ile devam eden eser, çeşitli konularda nasihatler veren bölümlere ayrılır.

XIII. -XVI YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI
dönemde Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu devletleri ile Beyliklerin hüküm sürdüğü bir dönemdir.Dinî-tasavvufî yanı ağır basan bir dönemdir.Yesevîlik, Bektaşîlik, Mevlevîlik gibi tarikatlerin kurulma ve yayılma çabaları gözlenir.Oğuzca ile yazılan eserlerin dili Arap ve Fars etkilerine uzak olmasa da yalın bir dildir. Özellikle tasavvufî eserlerde bu yalınlık daha belirgindir. Yunus Emre’ni şiirlerinde olduğu gibi.
YÛNUS EMRE: 1240-1320 tarihleri arasında yaşadığı rivayet edilir. Yûnus’un eserleri “Risâletü’n-Nushiyye” adlı didaktik nitelikteki küçük bin mesnevi ile ilâhîlerini toplayan divânıdır. 1307-1308’de yazdığı Risâletü’n-Nushiyye’nin 13 beyti fâilâtün, fâilâtün, fâilün; 573 beyti mefâilün, mefâilün, feûlün vezniyle yazılmıştır. Eser, ruh ve nefis, kanaat, öfke, sabır, cimrilik ve akıl bölümlerini içermektedir. Divanında ise üç yüz kadar şiir vardır. Büyük çoğunluğu hece ölçüsüyle söylenmiştir. Altmış kadar aruz ölçülü şiiri vardır. Hece ölçüsünde 8+8’liği tercih etmiştir. Şekil olarak genellikle “gazel-kaside” şeklini kullanmıştır. Bunlar çok defa “musammat (mısra ortaları kafiyeli)” tarzındadır.Bir tasavvuf şairi olan Emre, “vahdet-i vücûd” (varlığın birliği=panteizm) felsefesini işlemiştir. Şair son derece coşkun, içli, lirik şiirler meydana getirmiştir.5 Kullandığı dil, yalın, açık ve akıcıdır. Şiirlerinde Arapça ve Farsça kelimeler olmakla birlikte eserlerin bütünü içinde sayıca önemi azdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder